Madem ki; var olduk, Var edene kul olduk, yaradılış gayemizi yerine getirmek boynumuzun borcudur.. İnsanoğlunun yaradılış gayesi; dünya peşinde hiç ölmeyecek gibi koşmak kadar basit ve ucuz değildir.
Akıl-baliğ olmuş her mümin, gençliğinin ilk çağlarından itibaren tefekkür üstüne tefekkür, iştişare üzerine iştişare ederek 'İnsanoğlunun yaradılış gayesi nedir?' sorusuna cevap aramakla mükelleftir.
İnandık ve iman ettik ki; bu dünya imtihan yeri, yaşadıklarımız birer sınavdır. Peki, mümin sadece farz ibadetlerini yerine getirip, haram ve günahlardan sakınıp, nafile ibadetlerle ömrünü geçirmekle imtihanını vermiş olabilecek midir? 'Komşusu açken, tok yatan bizden değildir!' buyuran dinimiz, bir derdimizin olması gerektiğini vurgulamıyor mu? İşte bu, bir davanın dertlisi olmak, dava adamı olmak mevzusudur.
Rehberimiz Kuran-ı Kerim daha ilk ayetinden yolu gösteriyor: 'Oku!'.. “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona,‘Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5)
Ne büyük müjde! Çıkarmamız gereken pay ise; 'Yaradılanı sev, Yaradan'dan ötürü' şiarını edinmiş bir davaya gönül vermek, o davanın adamı olmaktır.
Evvela, dengeyi iyi kurmak gerekir. ''İslamda siyaset, erdemin pusatlarından biridir. O araç olmaktan çıkıp, amaç olduğu gün, fitne doğar. Fitne, yani bozuluş, çürüyüş ve yıkılış kurdu.'' (Sezai Karakoç, 'Makamda') Hassas teraziyi dengede tutmanın en başat yolu; insanlığa hizmet etme derdinden vazgeçmemek, içimizdeki bu kıvılcımı rüzgar ister Batı'dan! ister Doğu'dan! essin hep diri tutmaktır. Gençliğini bu dava uğruna adarken; etrafından geçen, nereye gittiği belli olmayan milyarca boş insan güruhu ve maddi güç ve görüntüsü seni ürkütmesin. Senden başka seçenek olmadığını özümsemeli, insanlığa hizmetin boynunun borcu olduğunu idrakini hep yüce tutmalısın! İşte devrinin adamı olmak, dava adamı olmak, budur!
Sana özenenler olacak; bir de 'devrenin adamları' türeyecektir. Maçın gidişatına göre, yenenin yanında saf tutan, her fırsatta 'dava dava' diye avaz avaz bağıran, asla sahaya dahil olamayan, tribünlerde kalmaya mahkum basit, fırıldak adamcıklar da olacak. Bilmeliler ki; maç doksan dakikadır, hayat kısa ve hatta yarın için hiçbir garantimiz yoktur.
Bu yüzdendir ki; sen dava adamı, dimdik duracak, küçük hesaplar peşinde koşmayacak, bir çınar gibi insanlığı gölgenin altında birleştirirken, dava bilinci olmayanların solup gitmekten kurtulmasını sağlayacaksın.
Sen kendini bil! yeter, onlar bilmese de olur!
Hizmetlerimizin her hakkı Allah(c.c) katında saklıdır.
İşte dava adamı olmak!
Muhammet Çağlayan
20/05/2014 01:59
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder