mesala...

kendi iç aleminize hoş geldiniz...

19 Mayıs 2014 Pazartesi

DAVA ADAMI OLMAK!




Madem ki; var olduk, Var edene kul olduk, yaradılış gayemizi yerine getirmek boynumuzun borcudur.. İnsanoğlunun yaradılış gayesi; dünya peşinde hiç ölmeyecek gibi koşmak kadar basit ve ucuz değildir.
Akıl-baliğ olmuş her mümin, gençliğinin ilk çağlarından itibaren tefekkür üstüne tefekkür, iştişare üzerine iştişare ederek 'İnsanoğlunun yaradılış gayesi nedir?' sorusuna cevap aramakla mükelleftir.
İnandık ve iman ettik ki; bu dünya imtihan yeri, yaşadıklarımız birer sınavdır. Peki, mümin sadece farz ibadetlerini yerine getirip, haram ve günahlardan sakınıp, nafile ibadetlerle ömrünü geçirmekle imtihanını vermiş olabilecek midir? 'Komşusu açken, tok yatan bizden değildir!' buyuran dinimiz, bir derdimizin olması gerektiğini vurgulamıyor mu? İşte bu, bir davanın dertlisi olmak, dava adamı olmak mevzusudur.

Rehberimiz Kuran-ı Kerim daha ilk ayetinden yolu gösteriyor: 'Oku!'.. “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona,‘Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5) 

Ne büyük müjde! Çıkarmamız gereken pay ise; 'Yaradılanı sev, Yaradan'dan ötürü' şiarını edinmiş bir davaya gönül vermek, o davanın adamı olmaktır.  
Evvela, dengeyi iyi kurmak gerekir. ''İslamda siyaset, erdemin pusatlarından biridir. O araç olmaktan çıkıp, amaç olduğu gün, fitne doğar. Fitne, yani bozuluş, çürüyüş ve yıkılış kurdu.'' (Sezai Karakoç, 'Makamda') Hassas teraziyi dengede tutmanın en başat yolu; insanlığa hizmet etme derdinden vazgeçmemek, içimizdeki bu kıvılcımı rüzgar ister Batı'dan! ister Doğu'dan! essin hep diri tutmaktır. Gençliğini bu dava uğruna adarken; etrafından geçen, nereye gittiği belli olmayan milyarca boş insan güruhu ve maddi güç ve görüntüsü seni ürkütmesin. Senden başka seçenek olmadığını özümsemeli, insanlığa hizmetin boynunun borcu olduğunu idrakini hep yüce tutmalısın! İşte devrinin adamı olmak, dava adamı olmak, budur!

Sana özenenler olacak; bir de 'devrenin adamları' türeyecektir. Maçın gidişatına göre, yenenin yanında saf tutan, her fırsatta 'dava dava' diye avaz avaz bağıran, asla sahaya dahil olamayan, tribünlerde kalmaya mahkum basit, fırıldak adamcıklar da olacak. Bilmeliler ki; maç doksan dakikadır, hayat kısa ve hatta yarın için hiçbir garantimiz yoktur.

Bu yüzdendir ki; sen dava adamı, dimdik duracak, küçük hesaplar peşinde koşmayacak, bir çınar gibi insanlığı gölgenin altında birleştirirken, dava bilinci olmayanların solup gitmekten kurtulmasını sağlayacaksın. 
Sen kendini bil! yeter, onlar bilmese de olur! 
Hizmetlerimizin her hakkı Allah(c.c) katında saklıdır.
İşte dava adamı olmak!

                                                                                                   Muhammet Çağlayan
                                                                                                    20/05/2014 01:59

3 Mayıs 2014 Cumartesi

YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ VE TÜRKİYE

Hükumet sistemleri; kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler birliğine göre şekillenmektedir. Dünya genelinde yaygınlıkla uygulanan; parlamenter sistem, yarı-başkanlık sistemi ve başkanlık sistemi kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerine temellendirilmek-le birlikte, bu ayrımın, sert ve yumuşak olması her birinde farklılık arz etmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşmasıyla birlikte gündemde olan ve seçime kadar güncelliğini koruyacak olan yarı-başkanlık sistemi üzerinde duracak; ülkemizde uyarlanabilir mi? Bu konuda Anayasa da ne gibi eksiklikler var? Şuan uygulanması gerekli midir?...Bu soruların cevaplarını vermeye çalışacağım.

21 Ekim 2007 Anayasa değişikliği ile birlikte Cumhurbaşkanının ilk defa halk tarafından doğrudan seçilmesi kararlaştırıldı. Bu adım yarı-başkanlık sistemine geçişte en önemli aşamaydı. Ancak tek başına yeterli bir özellik değil. Her ne kadar, klasik parlamenter sistemlere nazaran güçlendirilmiş ve icra-i yetkilerle de donatılmış bir Cumhurbaşkanına sahip olsak da yarı-başkanlık sisteminin olmazsa olmaz iki önemli unsurunun da anayasal bir yetki olarak başkana tanınmadığı sürece bir yarı-başkanlık sistemin varlığından söz etmek pek mümkün olmamaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kadar, Devlet Başkanı'nın yanında, parlamentoya karşı siyasi sorumluluğu olan Başbakan ve Kabinenin varlığı ve Devlet Başkanına tanınan güçlü yetkiler yanında özellikle Başkan'ın parlamentoyu şartsız fesih yetkisi anayasa da yoktur.
Bu yetkiler şuan ki istikrarlı siyasi yönetimin varlığı nedeniyle pek gerekli görülmese de sağlıklı ve daha demokratik bir hükumet sistemi için gerekli olduğu kanaatindeyim.

12 yıllık iktidarlık döneminde 8 kere seçime gitmiş ve her defasında daha geniş kitle tarafından meşruiyet kazanmış bir hükumetin göstereceği adayın Cumhurbaşkanı seçileceği kuvvetle muhtemeldir. Bu seçimi doğrudan halkın yapacak olması Başkanın siyasi olarak da meşruiyet kazanacağı anlamına gelmekte, iktidardaki hükumetin de aynı siyasi çizgide olduğu göz önüne alındığında ülkemizin istikrarlı gelişimine bu sistemin büyük katkı sağlayacağı aşikardır. 
Sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi ya da adının konması için yukarıda değindiğim anayasada ki eksiklerin giderilmesi gerekmektedir. Şuan uygulanmasının herhangi bir aksaklığa sebebiyet vermeyeceği kanaatindeyim. Ancak, 2023 hedefinde Yeni Türkiye yolunda ilerlerken, halkın yapımına katıldığı yeni bir Anayasa sonrası Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılması, seçim sonrası çıkabilecek sancıların baştan engellemesini sağlayacaktır.

Sonuç olarak; Hükumet kimi aday gösterirse göstersin kazanacağı aşikardır. Seçim hazırlıklarına start veren arkadaşlarımızın dikkat etmesi gereken husus; yeniden Anayasa çalışmalarının gündeme gelmesini sağlayacak zemini oluşturmaları, bu yönde çalışmalarda bulunmaları çok önemlidir.
Seçilecek Cumhurbaşkanı yüzde ellinin üzerinde oy aldığı takdirde, Hükumet tarafından yeni anayasanın biran evvel hazırlanıp, referanduma sunulup, halkın onayı ile yürürlüğe konması siyasi, ekonomik istikrarımızı ve küresel platformlarda söz sahibi oluşumuzu daha da kuvvetlendirecek 2023 Yeni Türkiye'sine sağlam ve kararlı adımlarla ilerlememizi sağlayacaktır.