mesala...

kendi iç aleminize hoş geldiniz...

11 Temmuz 2013 Perşembe

ARAP BAHARI-MÜSLÜMAN KARDEŞLER VE TÜRKİYE




Bu yazımda; Arap Baharı'nı ve tetikleyen unsurları, Müslüman Kardeşlerin kısa tarihçesi, Arap Baharı sürecinde ve Mısır askeri darbesi sonrası durumlarına değinip, bu süreçte Türkiye'nin durumu, duruşu ve Ortadoğu' nun yeniden şekillenmesinde üzerine düşenleri aktaracağım.

Tarih boyunca otoriter rejimler, kendi halklarını iktidarları uğruna karşılarına almaktan çekinmemişlerdir. Demokrasiden yoksun bu ülkeler, iktidarlarına yapılan isyanları kanlı bir biçimde sonlandırma yolunu seçmişlerdir. Ortadoğu bölgesinde yaşanan bu kanlı olaylarda da bu acımasız gelenek devam etmiştir.

Arap Baharı; 2010 yılının Kasım ayında Tunus'lu bir işsiz gencin kendini yakmasıyla başlamış, bu isyan hareketleri ülkede hızla yayılmış, 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimi yıkılmıştı. Ardından Libya'da Kaddafi muhalifler tarafından yakalanıp acımasızca katledildi. Dinamo taşı gibi ilerleyen bu başkaldırış, Suriye, Bahreyn ve Yemen gibi ülkelere yayıldı. Suriye de halen daha bir iç savaş devam etmekte ve diktatör Esed rejimi kendi halkını hunharca katletmektedir. Rabbim ordaki kardeşlerimizin yardımcısı olsun.
Suriye''deki bu iç savaşın halen daha devam etmesinin ardındaki güç odaklarından, çıkar çatışmalarından ve Türkiye'ye yansımalarını başka bir yazımda ele almaya çalışacağım. Ancak belirtmeden geçemeyeceğim nokta bu süreçte İran ve Rusya ikilisinin başat rol oynaması ve Abd'nin bu ittifaka karşı Ortadoğu'da sivrilen bir Türkiye yi yeğlemesi tarihe düşülecek önemli bir nottur.

Müslüman Kardeşler; 1928 yılında kurulmuş; İngiliz sömürgesi ve batı yardakçısı Kral'a karşı gelerek kendini meşru zemine oturtmuştur. Dolayısıyla dinci oldukları kadar milliyetçi bir taban oluşturmuştur. O zamanların imkanlarına oranla hızlı bir şekilde koordine olup örgütlenmesi kısa zamanda güçlenmesini sağlamıştır. Kurucusu Hasan El Banna dönemin Mısır Başbakanının suikast sonucu öldürülmesiyle kendisi de bir suikaste kurban gitmiştir. Müslüman Kardeşler içinde ses getiren diğer bir isim Prof. Seyyid Kutup'tur.
15 yıl tutuklu kalıp serbest bırakılmış, aradan 1 yıl geçtikten sonra devlete darbe girişimi gerekçesiyle idam edilmiştir. İdam edilirken söylediği söz dava adamı olduğunu katmerlemektedir.

‘’Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki; on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.’’

Müslüman kardeşlerin bugünkü lideri Muhammet Mursi şuan ülkeyi yönetemediği gerekçesiyle bir askeri darbe sonucu ev hapsindedir. İnşallah onun özgürlüğe kavuşması yakındır.

Bu süreçte Türkiye'nin rolü nedir?
Ortadoğu'nun geçirdiği bu değişim sonrası demokrasiyi benimsemesi ve Müslüman, demokratik, laik rol model Türkiye.. Son yıllarda siyasi başarının getirdiği istikrar, ekonomik gelişme, daha geniş bir halkın meşruiyeti ülkemize çok yol aldırdı. Bu sağlam yükselişin birçok güçlü ayağı var ki; bunlardan en önemlilerinden biri de Türkiye ve sınırları aşıp Ortadoğuya ulaşmış, Müslümanların lideri olarak benimsenmiş Recep Tayyip Erdoğan'dır. Gerek Davos'ta yaptığı çıkış, gerek Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yaşanan hertürlü olumsuzluğa sessiz kalmayışı... O'nu bu ülkelerde lider konumuna yükseltmiş, kurtuluş için kendisine umut bağlanmıştır. Sınırları aşan bu güven duygusu önemli bir siyasi başarıdır. 

Türkiye ne yapmalı?
Türkiye Ortadoğu üzerindeki aktif siyasi politikasını devam ettirmeli bu bölgede lider görevini üstlenmelidir. Bölgedeki ülkelerin demokrasiyi içselleştirmesi zaman alacaktır bu nedenle bölgede ekonomik ve siyasi birlikler kurulmalı bu alanlarda sıkı çalışmalar yürütülmelidir. Güvenlik açısından da ortak savunma birlikleri kurulması bölgenin dünya eksenin de güçlenerek, halkın desteğini alarak yer almasını sağlayacaktır.

Bu süreçte biz muhafazakar Türk gençliğine düşen görev ise bugün Mısır da başlayan uzun bir süredir Suriye de devam eden ve Myanmar da yaşanan Müslüman katliamlarına sessiz kalmamak, ordaki kardeşlerimizin maddi manevi yardımlarına koşmaktır.
Bu dava herşeyden önce İslamiyet davasıdır. Bugün onların yaşadığı sıkıntılara göz yummak, görmezden gelmek, kendi derdimizle dertlenmek, ne içinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan ayının ruhuyla, ne de İslamiyet anlayışımızla bağdaşmaz. Hiçbirşey yapamıyorsak, onların dertleriyle dertlenmekle başlayabiliriz.

O gün '' Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?'' sorusuna cevap veremedik, o küçük kardeşimizin yanında olamadık, bugün elimizi taşın altına koyma zamanı. Artık çocuklar ölmesin..




(paylaştığım videoda  Seyyid Kutup' un yazdığı ''Kardeşim Sen Özgürsün'' şiiri Türkçe olarak da yer almaktadır.)

                                                                                                    Muhammet Çağlayan

8 Mayıs 2013 Çarşamba

ÇARESİZLİK


                                             


                                                              ÇARESİZLİK

Yukarıdaki türkünün hikayesini bilir misiniz? Türkünün ağıt niteliği taşıması hikayesinden ileri gelmekte.
Derler ki; Malatyalı Fahri Kayahan ile köyün en güzeli Fahriye'nin hikayesini anlatır bu türkü. Fahri bu dünya güzeline gönlünü kaptırır, peşinden koşturur ve evlenirler nihayetinde.
Fahri gecelerde türkü söyleyerek geçimlerini idame ettirmektedir. Bir gece bir arkadaşı ile tartışır. Arkadaş
Fahri'yi zor durumda bırakmak için '' Bırak ne konuşuyorsun, biz senin eşinin sırtındaki beni biliriz'' der, bunu duyan Fahri alkolün ve kıskançlığın verdiği tesirle eve gider çiçeği burnunda gelin Fahriye'yi öldürür. Öldürür de işin aslı sonradan ortaya çıkmıştır. Fahriye ile hamama giden mahalle hanımlarından biri bahsetmiştir eşine Fahriye'nin sırtındaki benden. Bu eş; Fahri'nin katil, Fahriye' nin katledilmesine sebep olmuştur.
Sabahın ilk ışıklarında melek yüzlü Fahriye'nin cesedinin yanında kendine gelen Fahri yaptığı hatadan derin pişmanlık ve üzüntü duyarak bu türküyü seslendirir.

Bu türkü, bu acı hikaye çoktandır hafızamda ancak son zamanlarda bu ikisi bana sadece çaresizliği ifadelendiriyor. Çaresizlik; kavuşmak için peşinden koştuğu, aşkıyla deli divane olduğu sevdiği kadını bir fitneye kurban eden adamın yakarması, yalvarması, geriye dönememesi, önünü görememesi, en kötüsü de dünya güzelini tekrar hayata döndürememesi.
Çaresizliğin iliklerine kadar işlediğini türkünün dizelerine nasıl da nakşetmiş Malatyalı Fahri: ''Şafak söktü yine Sunam uyanmaz, Hasret çeken gönül derde dayanmaz. Çağırırım Sunam sesim duyulmaz, Uyan Sunam uyan, derin uykudan.''
 Şafak sökmüş, her şey gün ışığına çıkmış, yerdeki cansız bedene uyanması için yalvarmış yakarmış, sesini duyuramamış ama öldüğüne de inandıramamış kendini, derin uykuya daldırmış hayalinde belki uyanır diye çaresizce beklemiş.
Bu acıklı hikayede sadece çaresizliğe dikkati çekmem belki benimle ilgili biraz.Biraz da benim dışımdaki her şeyle,  herkesle ilgili.. Hani her başarının arkasından derler ya; hayat merdivenin de tırmanırken önemli bir basamağı daha geride bıraktık diye. Çok eskiye ait olmalı bu söz, şimdilerde hayatın bir merdiven benzetmesi mesabesinde olduğuna inanmıyorum. Hayat; daha çok çılgın dalgalarında bizi yutmuş, sonunu göremediğimiz, ancak çırpınarak hayatta kalabildiğimiz kocaman bir çağlayan. Tabir-i caizse demeyeceğim bile..
Çaresizlik: Siz bu koca dalgalarla boğuşurken, bir şekilde karadan tutunmuşken, çırpınırken çıkmak için sudan, ayaklarını boşlukta sallarken ve kaybederken yavaşça gücünü, kayarken parmakların toprağı kazıyarak, feryat ederken, belki biri çıkıp gelir diye umudunu tazelerken. Ve biri görünürken çok uzaktan, yavaş yavaş gelirken sana doğru, sen umudunu çaresizliğinle savaştırırken, nefesin tükenmek üzereyken, yardım et! derken, artık tek parmakla karaya tutunurken, o büyük Umudun, hayata tutunduğun tek parmağını umarsızca çiğneyip geçmesidir..
Ve sen yine o yorgun, bitkin halinle çaresizce o dalgalarla boğuşmaya mahkum bırakılırsın. Evet hayat bu..
Yoksulun yüzü soğuktur derler, eğer yoksulsanız bu hayatta yoksunuzdur. Kimse sizi görmez. Size 'İnanıyorum sana başaracaksın' diyenler siz karaya çıkana kadar sizi yok sayarlar, görmezden gelirler. Çünkü hayat onlara da bu rolü biçmiştir, o yüzden birilerini suçlamak yersiz. Sonuçta herkes için yaşamak; sonu olmayan bir kendini gerçekleştirme yarışıdır ve finali olmayan bu yarışı ancak ölüm bitirir.

Malatyalı Fahri, ne yaparsa yapsın Fahriye'yi geri getirebilecek mi? Ama belki bir arkadaşı ona kötülük etmişken diğerlerinden biri çıkıp ona iyilik etme cesaretinde bulunsaydı, engelleseydi bildiği doğruyu söyleseydi en azından, biz bu türküyü dinleyip efkarlanmaz, onların mutluluklarına şahit kılacakları türküleriyle neşelenebilirdik. Fahri ne yaparsa yapsın Fahriye'yi geri getiremeyecek. Çünkü o çaresiz.
                       
                                                                                                        09/06/2013
                                                                                                                 01:47












27 Şubat 2013 Çarşamba



                                                                YALANSIN DÜNYA!

Dağın kenarında yürüyen adam birden sendeledi ve yanı başındaki uçurumdan düşmeye başladı. Düşerken can havliyle kenarda sarkmakta olan yarı kurumuş dal parçasına tutunmayı başardı. Ancak bu kökleri çürümeye durmuş bitkinin adamı uzun süre taşıyamayacağı ayandı. Adam dal parçasının çatırtılarının kıvamında bir sesle bağırmaya, yardım istemeye, yalvarmaya başladı. Ses dağlarda yankılandı, adama ulaştığında bitkin ve umutsuz bir haldeydi. Son çare olsun için hayatı boyunca aklından geçirmediği, beynine çivi gibi çakıldı. “Tanrım” dedi. “Tanrım bana yardım et, yalvarırım bana yardım et. Yalnız sana güveniyorum Tanrım, bana yardım et!” öylesine içten ve öylesine arınmış ve çıplak bir yakarıştı ki bu, yukarılardan karşılık gördü; “Sen, insanoğlu!” dedi ses. Buraya düşmeden önce, önceden de önce, hayatının tüm öncelerinde beni tanımazdın. Benden yüz çevirmiş olarak kibirle hayatını benden sakınırdın. Bir Tanrıtanımaz olarak bu düştüğün durumda sana nasıl yardım etsin yok dediğin şey” dedi. Adamın gözleri irileşti, yüzü karardı lakin yinede yalvarmayı sürdürdü; “Evet Tanrım tüm dediklerin doğru seni tanımazdım, bunu kibirle ilan ederdim. Ama şimdi anladım Tanrım! Her şeyi anladım. Lütfen Tanrım bana yardım et! Yalnız sana güveniyorum Tanrım! Düşmek üzereyim yalnız sana güveniyorum!”
Ses şöyle dedi; “ O halde tutunduğun dalı bırak!”

15 Şubat 2013 Cuma







İnşirah Suresi

1 - Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
2 - Senden yükünü indirmedik mi?
3 - O senin sırtını ezen yükü.
4 - Senin şanını yüceltmedik mi?
5 - Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6 - Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7 - O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
8 - Ancak Rabbine yönel.





Duha Suresi meali



1 Vedduha

2 Velleyli iza seca

3 Ma vedde'ake rabbüke ve ma kala

4 Ve lel'ahıretü hayrün leke minel'ula

5 Ve lesevfe yu'tıyke rabbüke feterda

6 Elem yecidke yetiymen feava

7 Ve vecedeke dallen feheda

8 Ve vecedeke 'ailen feağna

9 Femmel yetiyme fela takher

10 Ve emmessaile fela tenher

11 Ve emma binı'meti rabbike fehaddis



Duha Suresi Meali



1 Andolsun kuşluk vaktine

2 ve dindiği zaman o geceye ki,

3 Rabbin sana veda etmedi ve darılmadı!

4 Ve kesinlikle senin için sonu önünden (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır

5 ileride Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın!

6 O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?

7 Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı?

8 Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?

9 Öyle ise, sakın yetime kahretme (onu horlama)!

10 El açıp isteyeni de azarlama!

11 Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!$