Bu yazımda; Arap Baharı'nı ve tetikleyen unsurları, Müslüman
Kardeşlerin kısa tarihçesi, Arap Baharı sürecinde ve Mısır askeri darbesi
sonrası durumlarına değinip, bu süreçte Türkiye'nin durumu, duruşu ve Ortadoğu'
nun yeniden şekillenmesinde üzerine düşenleri aktaracağım.
Tarih boyunca otoriter rejimler, kendi halklarını
iktidarları uğruna karşılarına almaktan çekinmemişlerdir. Demokrasiden yoksun
bu ülkeler, iktidarlarına yapılan isyanları kanlı bir biçimde sonlandırma
yolunu seçmişlerdir. Ortadoğu bölgesinde yaşanan bu kanlı olaylarda da bu
acımasız gelenek devam etmiştir.
Arap Baharı; 2010 yılının Kasım ayında
Tunus'lu bir işsiz gencin kendini yakmasıyla başlamış, bu isyan hareketleri
ülkede hızla yayılmış, 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimi yıkılmıştı. Ardından
Libya'da Kaddafi muhalifler tarafından yakalanıp acımasızca katledildi. Dinamo
taşı gibi ilerleyen bu başkaldırış, Suriye, Bahreyn ve Yemen gibi ülkelere
yayıldı. Suriye de halen daha bir iç savaş devam etmekte ve diktatör Esed
rejimi kendi halkını hunharca katletmektedir. Rabbim ordaki kardeşlerimizin
yardımcısı olsun.
Suriye''deki bu iç savaşın halen daha devam
etmesinin ardındaki güç odaklarından, çıkar çatışmalarından ve Türkiye'ye
yansımalarını başka bir yazımda ele almaya çalışacağım. Ancak belirtmeden
geçemeyeceğim nokta bu süreçte İran ve Rusya ikilisinin başat rol oynaması ve
Abd'nin bu ittifaka karşı Ortadoğu'da sivrilen bir Türkiye yi yeğlemesi tarihe
düşülecek önemli bir nottur.
Müslüman Kardeşler; 1928 yılında kurulmuş;
İngiliz sömürgesi ve batı yardakçısı Kral'a karşı gelerek kendini meşru zemine
oturtmuştur. Dolayısıyla dinci oldukları kadar milliyetçi bir taban
oluşturmuştur. O zamanların imkanlarına oranla hızlı bir şekilde koordine olup
örgütlenmesi kısa zamanda güçlenmesini sağlamıştır. Kurucusu Hasan El Banna
dönemin Mısır Başbakanının suikast sonucu öldürülmesiyle kendisi de bir
suikaste kurban gitmiştir. Müslüman Kardeşler içinde ses getiren diğer bir isim
Prof. Seyyid Kutup'tur.
15 yıl tutuklu kalıp serbest bırakılmış,
aradan 1 yıl geçtikten sonra devlete darbe girişimi gerekçesiyle idam
edilmiştir. İdam edilirken söylediği söz dava adamı olduğunu katmerlemektedir.
‘’Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne
razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir
düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a
şükürler olsun ki; on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah
yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet
eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile
yazmayacaktır.’’
Müslüman kardeşlerin bugünkü lideri Muhammet Mursi şuan
ülkeyi yönetemediği gerekçesiyle bir askeri darbe sonucu ev hapsindedir.
İnşallah onun özgürlüğe kavuşması yakındır.
Bu süreçte Türkiye'nin rolü nedir?
Ortadoğu'nun geçirdiği bu değişim sonrası demokrasiyi benimsemesi
ve Müslüman, demokratik, laik rol model Türkiye.. Son yıllarda siyasi başarının
getirdiği istikrar, ekonomik gelişme, daha geniş bir halkın meşruiyeti ülkemize
çok yol aldırdı. Bu sağlam yükselişin birçok güçlü ayağı var ki; bunlardan en
önemlilerinden biri de Türkiye ve sınırları aşıp Ortadoğuya ulaşmış,
Müslümanların lideri olarak benimsenmiş Recep Tayyip Erdoğan'dır. Gerek
Davos'ta yaptığı çıkış, gerek Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yaşanan hertürlü
olumsuzluğa sessiz kalmayışı... O'nu bu ülkelerde lider konumuna yükseltmiş,
kurtuluş için kendisine umut bağlanmıştır. Sınırları aşan bu güven duygusu
önemli bir siyasi başarıdır.
Türkiye
ne yapmalı?
Türkiye Ortadoğu üzerindeki aktif siyasi politikasını devam
ettirmeli bu bölgede lider görevini üstlenmelidir. Bölgedeki ülkelerin
demokrasiyi içselleştirmesi zaman alacaktır bu nedenle bölgede ekonomik ve siyasi
birlikler kurulmalı bu alanlarda sıkı çalışmalar yürütülmelidir. Güvenlik
açısından da ortak savunma birlikleri kurulması bölgenin dünya eksenin de
güçlenerek, halkın desteğini alarak yer almasını sağlayacaktır.
Bu süreçte biz muhafazakar Türk gençliğine düşen görev ise
bugün Mısır da başlayan uzun bir süredir Suriye de devam eden ve Myanmar da
yaşanan Müslüman katliamlarına sessiz kalmamak, ordaki kardeşlerimizin maddi
manevi yardımlarına koşmaktır.
Bu dava herşeyden önce İslamiyet davasıdır. Bugün onların
yaşadığı sıkıntılara göz yummak, görmezden gelmek, kendi derdimizle dertlenmek,
ne içinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan ayının ruhuyla, ne de İslamiyet
anlayışımızla bağdaşmaz. Hiçbirşey yapamıyorsak, onların dertleriyle
dertlenmekle başlayabiliriz.
O gün '' Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi
anne?'' sorusuna cevap veremedik, o küçük kardeşimizin yanında olamadık, bugün
elimizi taşın altına koyma zamanı. Artık çocuklar ölmesin..
(paylaştığım videoda Seyyid Kutup' un yazdığı
''Kardeşim Sen Özgürsün'' şiiri Türkçe olarak da yer almaktadır.)
Muhammet Çağlayan